Friday, December 9, 2016

Kimsenin Umrunda Değilsiniz! by Sina AFRA

Sert bir başlık, değil mi? Ama doğru. Aslında kimsenin umurunda değilsiniz. Ne zaman tanımadığınız insanlar sizi umursamaya başlıyor? Başarılı olduğunuz zaman… O zaman başarılı olmak gerekiyor dediğinizi duyuyorum. Bunun cevabı kuşkusuz “evet”.

Ama bu başarıyı sadece para ve makam üzerinden tanımlamadan başarılı olmamız gerekiyor. Sadece para veya makam üzerinden başarıyı tanımlamak her zaman yeterli olmuyor, hatta sizi dalkavukların arasına atıyor.

Öncelikle ne yapıyorsanız, bu işi çok iyi yaptığınıza emin olun. Yapamıyorsanız, belki başka bir iş aramak gerekebilir. Ama bir işi en iyi şekilde yapmak, şüphesiz başarıya giden ana yol. Ve yaptığınız iş ne olursa olsun, bunu en iyi şekilde yaparsanız, bunun müthiş bir geri dönüşü var. İşin ne olduğu önemli değil – portakal yetiştiriyor olabilirsiniz veya bir yatırım bankasında çalışıyor olabilirsiniz. Önemli olan bu işi en iyi şekilde yapmanız. Yaptığınız işi dünyada en iyi yapan kişilerden biri olursanız, bu zaten muazzam bir varlık getiriyor. Tabii dünyada “en iyi” olmak kolay değil. Ama işinizi en şekilde yapıyorsanız, emin olun çevrenizdeki insanların saygısını kazanıyorsunuz ve bu yeni kapılar açıyor.

Başarılı olmak için kısa yollara başvurmayın. Bu çok önemli – bu sizin kendiniz için yarattığınız temeli oluşturuyor. Kısa yollara girmemek nasıl oluyor? Öncelikle size anlatılanlara hemen inanmayın. Araştırın, sorgulayın. Karşınızda sizden iki kuşak büyük biri de olsa, sadece onun dediğinle kalmayın. Onun dediklerini de araştırın. Sorgulayın. Bu sorgulamak olayı sizi inanılmaz geliştiren bir olay. Gücünü uygulamaya başladığınızda anlıyorsunuz. İkinci önemli unsur ise “az bilgi ile fikir sahibi” olmayın. Bu da sizin ne kadar okuduğunuz ve araştırdığınızla alakalı. Emin olun, “az bilgi ile fikir sahibi” olduğunuz zamanlar, mutlaka ama mutlaka bunu diğer insanlar anlıyor. Tabii kimse bunu sizin yüzünüze vurmuyor. Etrafınızda oluşan sessizlikten anlamanız gerekiyor. Bir daha sizin fikrinizi sormuyorlar, bir daha toplantıya davet edilmiyorsunuz vs. Ama bilgiye dayanarak konuştuğunuzda, insanlar size saygı duymaya başlıyor. Sizi arıyorlar. Tanımadığınız insanlar sizinle tanışmaya başlıyor. Etrafınızı bir filarmoni konserinin çeşitliliği şeklinde bir müzik kaplıyor. Ve, bilginin sizi alçakgönüllü yaptığını, cehaletin ise kibirli ve gururlu yaptığını hep hatırlayın.

Başarılı olmanın üçüncü ayağı ise, kendinizi olduğunuz gibi kabul etmek. Başkası olmayın, kendiniz olun. Eğer başkasına özenirseniz, otantik olamıyorsunuz. Bunu herkes farkediyor. Otantik olmak çok önemli – aynı zamanda kendinizle barışık oluyorsunuz. En büyük sanatçılar son derece doğal anlamında otantik insanlar. En büyük devlet liderleri de öyle. Ve tabii ki en büyük girişimciler de. Kendinizle barışık olduğunuz zaman, neyi iyi yaptığınızı ve neyi iyi yapamadığınızı bilirsiniz. Zamanla iyi yaptığınız işlerin üstüne gidersiniz. Zayıf olduğunuz yanlarınızı bir kenarda bırakmaya başlarsınız. Doğrusu da bu zaten. Eğer siz çok yavaş karar veren biriyseniz, hızlı karar verilmesi gereken yerlerde olmanız yanlış. Veya, kötü bir sporcuysanız, tüm hayatınız boyunca iyi sporcuların peşine takılmanız zaman kaybı. Herkesin kuvvetli taraflarını daha da geliştirip, zayıf taraflarını göz ardı etmesi gerektiğine inanan biriyim – burada bu konu hakkında “hayatımın en ucuz liderlik dersi” diye yazmıştım.

Dördüncü ve son tavsiye ise, bir yerde başarısız olunca, suçu başkalarında aramayın, önce kendinizde arayın. Bunun klasik örneği, takımınız kaybettiğinde hakemi suçlamadan, kendinize sorun “yeterince koştuk mu? paslarımız isabetli miydi? kondisyonumuz nasıldı?” gibi. Tabii ki hakemden dolayı da kaybetmiş olabilirsiniz ama genelde sorguladığınızda, kendi takımınızın sorumlu olduğunu göreceksiniz. Aynı şekilde bu kuralı kendinize uygulayın: Toplantı kötü mü geçti? Önce kendinizi sorgulayın. İstediğiniz iş olmadı mı? Hemen komplo teorileri üretmeyin. İnsan kendine yalan söyleyemez, her zaman doğruyu kendisi bilir. Bu doğruları kabullenmeye başlarsa, kendisini geliştirmeye başlar. Bu da başarıya giden başka önemli bir yol.

Başarıya giden yolda sizin yapabileceğiniz dört olay aslında bu kadar basit:
  1. Yaptığınız işi en iyi şekilde yapın. Yani çok çalışın.
  2. Kısa yollara başvurmayın. Yani az bilgi ile fikir sahibi olmayın ve sürekli araştırın.
  3. Başkası olmayın, kendiniz olun. Yani otantik olun.
  4. Suçu başkalarında aramayın, önce kendinizde arayın. Yani kendinizi sorgulayın, doğruyu bulun.

Tabii ki sizin elinizde olmayan gelişmelerde olacak. Bunların başında şans dediğimiz bir olay geliyor. Başarılı olan biri bunu çok duyar.  Ve bu doğru – şans olmadan bir işin veya bir kişinin başarılı olması mümkün değil. Ama sanki bu şans hep çok çalışana, çok sorgulayana, otantik olana gülüyor. Onun için şansın size gülmesi için, ne yapmanız gerektiği belli gibi.

Bu konuyla alakalı başka bir konu daha var. Hepimiz birbirimizden çok farklı olduğumuzu düşünüyoruz. Aslında değiliz. Ortak yanlarımız bizi ayrıştıran taraflarımızdan çok daha fazla. “Ben tekim!” demeye çalışırken birbirinin aynısı olmaktan ileri gidemeyen milyonlarca kişiden bahsediyoruz halbuki. Bunun önemli olduğuna inanıyorum. Eğitim düzeyiniz ve içine doğduğunuz aile durumunuz bir fark yaratıyor ama yukarıdaki dört gözlem herkes için geçerli. Eğer birbirimize o kadar benziyorsak, aşmamız gereken bir başka temel sorunumuz ortaya çıkıyor:  Sevmediğimizde iyiye iyi, sevdiğimizde kötüye kötü diyemiyor olmamız. Bunu aştığımız zaman, başka insanlarla olan ilişkilerimizi değil, onların başarısını takdir etmeye (veya etmemeye) başlıyor olacağız.

Başarılı olmanın yolu kanımca bu yollardan geçiyor. Ve tabii ki, siz başkalarını umursadığınız zaman, onlar da sizi umursamaya başlıyor.


***

“Başarı sizin kafanızın içindedir. Bir tercihtir”"



Tuesday, June 2, 2015

Quartz saat nasıl çalışır ?

Quartz saat mekanizmasının detaylarına geçmeden önce, en genel anlamda bir saatin öğelerinin bilinmesi gerekir. Herkes biliyordur burda ama ben konunun bütünlüğünü korumak amacıyla kısaca bahsedeyim. Bir saat mekanizmasının temel görevi bir güç kaynağından gelen enerji ile saniye kolunu döndürmektir. Ama saniye kolunun dakikada bir tur dönmesi için de güç kaynağından gelen enerjiyi düzenlemesi gerekir, yani güç kaynağından gelen enerjiyi eşit büyüklüklere bölmesi ve kontrollü bir şekilde saniye koluna aktarması gerekir. Bu düzenlemeyi yapan sisteme Balans mekanizması, kontrol mekanizması, osilatör gibi isimler veriliyor. O halde bir saat mekanizmasını kabaca Güç kaynağı, balans mekanizması ve saniye kolunu döndüren sistem olarak üç öğeye ayırmak makul olur. Güç kaynağı mekanik saatlarde zemberek denilen yaydır, quartz saatlerde ise bir pildir. Saniyeyi döndüren sistem hem mekanik hem de quartz saatlerde benzerdir, çarklardan oluşan bir sistem. Tabi birisi elektrik enerjisiyle çalışan bir motora bağlı. Balans sistemi ise saatler arasındaki farkı yaratan sistemdir. Bu sistem yeni paragrafı hak ediyor bence :)




Resim




1853 te Galilei Galileo (Bildiğimiz Galile) belirli uzunluktaki bir sarkaçın, ileri hareketi ile geri hareketinin aynı sürede tamamladığını keşfetti. Pendulum Clock denilen saatler bu düşünce ile çalışır. Yukarıdaki resimde bir örneğini gördüğünüz saatlerde, ucunda bir ağırlık olan bir sarkaç vardır, bu sarkaç sağa sola gider gelir. Her sağa veya sola gidişinde bunun bağlı olduğu dişli bir diş döner. Sağa gidişinde tik, sola gidip gelişinde tak hesabı. Galile'nin dediğine göre tik ne kadar süre ise tak da o kadar. Ama yerçekimi, sürtünme gibi doğal faktörlerden dolayı sarkaç hep aynı salınımı üretmez, gittikçe yavaşlar ve sonunda durur. Yani birinci tik ile birinci tak aynı süre, ikinci tik ve ikinci tak birbiriyle aynı süre ama birinci tik ve birinci tak dan daha kısa. Böyle böyle söner sarkaç. Bunu engellemek için sarkaç bir zembereğe bağlanmıştır ve her turda zemberek bir miktar destek verir ve sarkaç yerçekimi ve sürtünmeyle kaybettiği enerjiyi tamamlar. Bu sayede, aynı tik ile bunun eşi olan tak ın aynı uzunlukta olmasının yanında, bundan sonraki tik ve takların da eşit uzunlukta olması sağlanmıştır. Bu sayede zemberekten gelen enerjinin yardımıyla saniye kolunun eşit aralıklarda düzgün olarak dönmesi sağlanmıştır, yani balans mekanizması işini yapmıştır. Günümüz mekanik saatlerinde bu sistem hairspring, balace wheel, pallet fork ve escapement wheel gibi parçaların oluşturduğu sistemdir. (Türkçe karşılıklarını bilmediğim için ingilizce yazdım). Hairspring denilen yaya bir tokat atarsınız o da döner gelir sana tokat atar, birinci tokat tik ikinci tokat tak :D Bu sistemin detayları yukarıda verdiğim linkteki başlıkta var :)

Resim




Şimdi gelelim quartz saat mekanizmasındaki balas sistemine. Mekanizma adını bu sistemden almıştır zaten. Bu tür mekanizmaların balans sisteminde "QUARTZ" denilen bir bileşik kullanılıyor. Google de ararsanız yukarıdaki gibi kristal bir resim çıkar karşınıza. Quartz denilen madde, ismi biraz bilim kurgu olasa da kimyasal ismi Silikon Diyoksit (SiO2) olan, dünyada birçok kaya ve kum çeşidinde bolca bulunan bir bileşiktir. Ama yüksek derecede saf ve yoğun kuartz kaynağı malesef fazla değildir, bu nedenle günümüzde saatlerde kullanılan quartz maddesi sentetik quartzdır. Bu quartz maddesinin özelliği şu: Quartz maddesi piezoelektrik özelliğe sahiptir. Piezoelektrik özelliğe sahip olması demek şu: Quartz maddesine düşük bir voltajda elektrik akımı verirseniz madde titreşim üretir, titrer yani. Ayrıca bunun tersini de yapabilir, yani: quartz maddesini biraz titretirsiniz düşük voltajlı bir elektrik akımı üretir. Bu özelliğe sahip tek madde quartz değil tabi, ama titreşim sayısı yüksek, sıcaklıktan, yerçekiminden vesaire en az düzeyde etkilenen madde quartz. Yani en stabil piezoelektrik madde quartz. Günümüz saatlerinde kullanılan quartz maddesi genelde, korunaklı bir tüp içinde çatal şeklinde olup saniyede 32.768 kez (2^15) defa titreşecek şekilde tasarlanmıştır. Bu şekle sokulmuş quartz düzeneğe quartz osilatörü denir. Aşağıda örnek resmini görebilirsiniz. Bu arada Quartz Osilatörü daha yüksek titreşim üretebilecek şekilde de dizayn edilebilir, uzunluğu kalınlığı felan küçültülerek. Ama 2 nin kuvvetlerinden bir sayıda bir titreşim üretmesi istenen bir olaydır, çünkü bu sayede elektronik olarak titreşimi saymak daha kolay olur, ikiye bölerek :) Quartz maddesinin fiziksel ve kimyasal özellikleri üzerine detaylı bir yazı için şuraya bakabilirsiniz, ben burada fazla detaya girmeyeceğim.

Resim


Resim


Peki quartz maddesi nasıl balans mekanizmasının işlevini yapıyor? Şöyle; quartz osilatörüne elektrik verdiğimizde titreşecek, titreştiği için de elektrik üretecek geri gönderecek (piezoelektrik özelliğinden dolayı), Tabi quartzdan gelen elektrik sinyallerini (32768 sinyal) sayan, ve belli bir sayıya her ulaştığında bir elektirk sinyali üreten bir çip var. Bu çip, quartzın titreşimleri sayesinde elektrik akımının düzenli bir şekilde aktarılmasını sağlamış olacak, saniye kolunu çeviren motorda (step motor, adım motoru, türkçeleştirme konusundaki yardımı için Thevenin'e teşekkürler) bu düzenli akımla çalıştırmış olacak ki orantılı bir dönüş olacak, saatin hassaslığı sağlanacak. Bunu aşağıdaki resimdeki gibi adım adım yazarsak:
https://www.youtube.com/watch?v=OiCPu0SjEW4#t=67
Resim


1. Pilden gelen elektrik enerjisi çipe aktarılıyor
2. Çip elektriği quartz osilatörüne veriyor, kuartz titreşiyor ve çipe geri sinyaller gönderiyor. 32768 defa
3. Çip gelen sinyalleri algılıyor, içindeki trimmer denilen bir parça sayesinde sayıyor, quartzın titreşimleri belli bir sayıya her ulaşmasında bir sinyal üretiyor, saniyede bir sinyal üretmiş oluyor
4-5-6. Bu saniyede bir kez üretilen akım ile adım motoru çalışıyor, saniyede bir kez hareket ederek, dişliler gibi çeşitli aktarma araçlarıyla saniye kolu dönüyor.


Kabaca quartz mekanizmanın çalışma prensibi bu, kilit nokta quartz maddesinin özelliği. Yukarıda saydığım parçaları bir saat üzerinde görelim:

Resim


1. Pil
2. Adım motoru
3. Çip
4. Çipin quartz osilatörüne ve adım motoruna bağlantı hatları
5. Quartz osilatör
6. Tarih ayar kolu
7-8. Enerji aktarımı yapan dişli ve miller.


Saat forumundan alıntıdır.
http://forum.saatforumu.com/viewtopic.php?f=49&t=10170#axzz3bunLtWuX



Saatin nasıl çalıştıgı ile ilgili güzel bir video:



Thursday, September 18, 2014

Girişimcilik mi Girişkenlik mi ?


  Girişimcilik sözcüğünü son zamanlarda çok duyar olduk. Peki nedir girişimcilik ? Adı sanı varsa bir de tanımı olmalı.  Girişimcilik; belirli bir sermaye koyarak kar amacı güden bir işletme kurmaktır. Yani sadece fikir değil icraat sahibi olanlara "Girişimci" denir.

  Türkiye'de bu durum biraz daha farklı. Biz henüz girişimci bir toplum olamadık maalesef. Şu anda girişken toplum dolaylarında seyretmekteyiz. "Yahu kardeşim ne farkı var ha girişimci ha girişken." diyebilirsiniz. Aslında fark şu, parası olanlar girişimci, olmayanlar girişken oluyor. Gelişmekte olan bir ülke için bu durum beklenmedik bir durum değildir. Fakirdik, paramız yoktu, korkaktık, korkak yetişmiştik, harcayacagımız 50 kuruşu iki defa düşünmek zorundaydık. O yüzden sadece girişken olabildik.

  Peki bundan sonra ne olacak ? Girişken olarak mı devam edeceğiz yoksa girişimci olarak mı ? Okuduğumuz bölümlere çakılı kalıp at gözlükleriyle mi yaşayacağız yoksa engin denizlere açılıp dünyayı mı keşfedeceğiz ? Korkak mı olacagız cesur mu ? "Bundan 20 yıl sonra yaptıkların değil, yapmadıkların için üzüleceksin, halatları çöz, güvenli limanlardan uzaklara yelken aç, rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet." diyor Aldous Huxley. Yaşlandıgımızda ah keşke mi diyeceğiz yoksa olsun bunu da yaptık mı ? Geçmiş yıllarınıza bir bakın nelere pişmansınız ? Unutmayın yapmadıklarınız hayatınızda sadece bir hiçtir, yaptıklarınız ise tecrübe.

  Bu konu ile ilgili bir anımı anlatayım; Gebze'de bir kablo fabrikasında genel müdür olan bir tanıdıgımı ziyarete gittim. Gittigimde biraz muhabbet ettik, konustuk ve ben aklımdakileri, üniversiteden sonra neler yapmak istedigimden, iş kurmak istedigimden bahsettim. Beni dinledikten sonra çalışmaya basladıgı ilk yıllardaki bir anısını anlattı. Burada çalışmadan önce Kayseri' de bir kablo firmasında çalışırken aynı iş yerinde çalışan bir arkadasıyla konuşup beraber iş kurabileceklerini kablo işini kendilerinin de yapabileceklerini düşünmüşler. Sadece bir faks makinesi alıp çine faks çekerek bu işe başlayacaktık diyor. Şu anda o arkadaşımda baska bir firmada çalışıyor, ara ara buluşuruz ve hep şu muhabbet geçer; "biz o faks makinesini alacaktık."

  Son olarak, ulaşmak istediginiz hedefte sizi yolunuzdan çevirmek isteyen, okudugunuz bölümlerle projelerinizi kıyaslayarak şevkinizi kıran, desdek degil köstek olan pek çok insan olacaktır. Simit sarayının kurucusu Haluk Okutur ODTÜ İşletme mezunudur. Bu işi kurmak istediginde "Ne yapacaksın evladım o kadar okul okudun simitçi mi olacaksın ?" diyen pek çok insan olmasına ragmen bu işe girmiştir. Eğer inanıyorsanız vazgeçmeyin. Vazgeçmeyin ki başarınız taktir edilsin. Ne demiş atalar; Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.


  "Tarih hayal edenleri değil gerçekleştirenleri yazar."

İş Görüşmelerinin Çetrefilli Geçitleri

İş görüşmelerinde her zaman klasik sorularla karşılaşmazsınız. Öyle görüşmeleriniz olur ki "Bu soruda ne şimdi." deyip kalakaldıgınız, insan kaynaklarının hedefine ulaştığı sorular sorulur. Bu yazımda iş görüşmelerinde tahmin gerektiren bir kaç soru tipini sizinle paylaşacagım.

1) Okul minibüsü içine kaç tane golf topu sığdırabilirsiniz ?

2) Tartı kullanmadan bir trenin ağırlıgını nasıl ölçersiniz ?

3) Bugünkü x gazetesinde kaç tane kelime vardır ?

4) Bir kirpinin ne kadar iğnesi vardır ?

5) Sivas şehrinde kaç tane pencere vardır ?

Böyle bir soruyla karşılaştığınızda öncelikle yapmanız gereken en önemli şey derin bir nefes alıp sıradan bir soruymuş gibi rahat davranmaktır. Bu tarz sorularda istenen şey doğru cevap değildir, ölçülmek istenen sorulara ve sorunlara nasıl yaklaştıgınızdır. Sakin olun ve kendinizce en mantıklı çözüm yolunu anlatın.

Sizden iyisini mi bulacaklar. Bir de böyle düşünün ;)

İyi günler efendim.

Kayseri Enerji Üssü Olabilir mi ?

KAYSERİ (AA) - Almanya Heiden Belediye Başkanı Heiner Bub, biyogaz, güneş enerjisi ve suyun karışımından doğal gaz üretimi için Kayseri'ye yeni bir sistem kurulmasına yönelik çalışmaların hızla devam ettiğini söyledi. 
Bub, beraberinde BW Almanya Yönetim Kurulu Başkanı Josef Busch, BW Enerji Almanya Genel Müdürü Carsten Freede ve BW Enerji Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Eresin ile Kayseri Valisi Orhan Düzgün'ü ziyaret etti.
Enerji alanında işbirliği ve ortak yatırımlar çerçevesinde daha önce de kente gelen ve bu alandaki işbirliği olanakları konusunu Vali Düzgün ile paylaşan Heiden Belediye Başkanı Bub, bu ziyaretinde gelinen noktayı dile getirdi.
Heiden'ın, yenilenebilir enerji alanında Almanya'nın en büyük potansiyele sahip kenti olduğunu belirten Bub, "Biyogaz, güneş enerjisi ve suyun karışımından doğal gaz üretimi noktasında Kayseri'ye yeni bir sistem kurulmasına yönelik çalışmalar hızla sürüyor. Yahyalı ilçesindeki çalışmalarımız güzel gidiyor. Yakın zamanda çok daha ileri düzeyde yeni projelerin hayata geçmesi için Kayserili partnerlerimizle ortak çalışmalar yürüteceğiz" diye konuştu.
Vali Düzgün de ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, enerji yatırımı konusunda önemli gelişmeler yaşanmasının kendisini mutlu ettiğini kaydetti.
Kayseri'nin özellikle yenilenebilir enerji kaynakları konusunda önemli avantajları bulunduğunu belirten Düzgün, bu durumu Alman teknolojisi ile değerlendirmenin enerji sektörü açısından da çok önemli bir kazanım olacağına söyledi.

Wednesday, September 10, 2014

Career Success Guide


You should read this guide before you begin to apply any job. The crucial point, during job applications, is recognize yourself.

Thursday, December 5, 2013

Two Axis Solar Tracker Video

Daha önce bitirme prolajesi olarak yaptıgım "Two axis solar tracker" in makalesini paylasmıstım, videosunu eklemek bugüne nasip oldu. Proje ile ilgili ya da yenilenebilir enerji ile ilgili sormak istediginiz sorular olursa hiç çekinmeden sorun lütfen. Bilgi paylaştıkça çoğalır, bu da en büyük gayemizdir.



Monday, April 22, 2013

Bir Mühendis Adayının Mezun Olmadan Yapması Gereken 10 Şey

1- Yabancı Dil Sorunsalı

Benim önceliğim yabancı dil. Malumunuz İngilizce tüm dünyayı küreselleşmeyle birlikte fethetti. İngilizceni olabildiğince geliştirmeye bakın gibi klasik cümlelerden kurtulun öncelikle. Şimdi, eğer yapabiliyorsanız 1-2 aylığına da olsa bir dil okuluna gidin. İmkanınız yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yazın turistler için aradığı Turist Danışmanlığına başvurun. İngilizce pratiğiniz bir hayli gelişecektir. Mühendislik okuyorsanız ve uluslararası birkaç dergi takip etmiyorsanız bunu kimseye söylemeyin, aramızda kalsın. Oradan makaleleri Türkçe'ye çevirmeye çalışın. Dahası bence artık Türkçe gazete okumayı bırakın. Ortalama seviye bir İngilizce ile yabancı gazetelerin kıyısndan köşesinden tutarsanız. 3 ay sonra hem İngilizceniz hem dünya görüşünüz ciddi mesafe kateder. Gelelim ikinci dil problemine. Bence İngilizceniz biriyle tartışma yapabilir seviyeye gelmeden ikinci bir dil öğrenmek gereksiz. Üstelik daha herhangi bir konuda uzmanlaşmadan. Bu konuda gerçektende o kadar çok insan görüyorum ki; daha İngilizcesi oturmadan başka bir şey öğrenmeye çalışıyor. İkiside yarım yamalak. Boşuna vakit kaybı.

2- Hangi Programlama Dili

 Son yarım çeyrek yüzyılda, İngilizce ile birlikte bilgisayar da dünyayı fetheden şeylerdendi. Burada mutlak önceliğimiz Excel ve Access olsun. Benim gözlemlediğim öğrenci office programlarını her nedense çok basit bir şeymiş gibi görüyor. Ama gel gelelim bir makro çalıştır veya veri çek dediğimizde sancılanmalar başlıyor. İnternet bu konuda sonsuz bir deniz. Exceli yutun, Access ile de cilasını çekin. Şimdi sırada ise daha teknik şeyler var. Bir kere C dili cebimizde dursun. Üstüne Java, C++, C# ekleyebilirsiniz. Benim önerim Javadır. Hem kolaydır hem de daha geniş bir uygulama sahası vardır. Matlab, AutoCad gibi paket programlar eğer okuduğunuz bölümle doğrudan ilgiliyse biraz fedakarlık edip profosyenel destek almak sizi yukarılara taşıyabilir.

3- Sosyal Beceriler

Mühendislerin toplumda genel anlamda bir kabul görmüş bir algısı vardır. Sosyal yönden eksiklerdir. Evet bu bence doğrudur, çünkü mühendisliğin sosyal bir dal içerebileceği son 20 yılda anlaşıldı, dahası satış ve pazarlamanın gücü bu denli bilinmiyordu. Biz bugüne bakalım ve kendimiz ve sosyal yönümüz ne olabilir ona bakalım. Bir kere üniversite hayatınız boyunca kesinlikle bir şey satmaya çalışın ne olursa gerekirse kapı kapı satın, reddedilmeyi iyice bir öğrenin. İnsan ilişkileriniz ve kendinize güveniniz zirve yapar. Hatta bir stajınızı satış ve pazarlama bölümünde yapın. Sunum yönünüzü geliştirmeye çalışın. Her şeyinizle çok iyi olabilirsiniz, ama bunu ne kadar satarsanız karşı taraf o kadar alır. Kısacası "yırtık" olmaya bakın.

4- Staj Dünyası

Kesinlikle duymuşsunuzdur naylon staj yapmayın diye. Peki neden naylon staj yapmayın? Evet stajlarınızda birşeyler öğrenirseniz ama bu kısıtlı vakit ve bir stajyere verilen görev düşünüldüğünde asıl noktayı çoğu zaman ıskalıyoruz. Yaptığımız stajlar bize nerde mutlu olup olmayacağımızı gösterir. Örneğin dev, kurumsal bir firmada staj yaptınız sabah 8.30 akşam 17.30. Her gün aynı moment, aynı işleyiş, dev bir karar mekanizması. Sizin o girmeye can attığınız şirket,  bir anda gözünüzde sıradanlaşabilir ve size göre olmadığını farkedersiniz. Birazda stajlarınızı bu yönde değerlendirin.

5- Bir şeyler Ortaya Koyabilme

Sonuç olarak mühendisiz bir şeyler öğrenme azminde ve gayretindeyiz. Peki öğrendiğim şeyleri ne yapabilirim.  Çok basit "Yazın" .  21. yüzyılda kağıda yazmanın bir anlamı olmayacağına göre en basiti bir blog açın. Tavsiyem Wordpress'tir. Blog sizi mühendislik yönünden hayata bağlar, kendinizi geliştirir, öğrenme isteğinizi kamçılar. Blogla birlikte göreceksiniz, uluslararası bloggerları, bilim laboratuarlarını, mühendislik sitelerini de takip etmeye başlayacaksınız. Yok ben blog ile uğraşamam diyorsanız sitemizin açmış olduğu genç editörlük  başvurusu fırsatını kaçırmayın derim ben. 

6- Üniversite Kulupleri

Üniversite kulupleri öğrencilere artı değer oluşturan oluşumlardan biri. Ancak bu denli kaliteli ve iyi öğrenci kulubü ne yazık ki ülkemizde yok bu bir gerçek. Her rektör seçildiğinde kuluplere bir değinir o kadar. Neyse biz ne yapabiliriz ona bakalım. Öncelikle hazırlık, 1. sınıf ve 2. sınıf öğrencisi iseniz iyi bir kulup bulun ve yapışın. Dediğim gibi iyi bir kulup sizi bir oranda yetiştirir. Sizlere tavsiyem 3. ve 4. sınıfa geldiğinizde kulup faaliyetlerini bırakmanız. Çünkü artık yavaş yavaş profesyonel hayata girmeye başlamalısınız. Popüler bir iş ilanı sitesinde günde rahat 10 tane (İstanbul için tabi) uzun dönemli stajyer ilanı çıkıyor 3. ve 4. sınıflar için.  Eğer iş ile okulu birlikte götürürüm diyorsanız hiç durmayın.

7- Bir İş Fikri

Bir iş fikriniz olsun. O fikri hayata geçirmeye çalışın. Çok büyük bir kısmımız bu iş fikrimizi hayata geçiremiyeceğiz. Ancak bu yolun kazanımları gerçekten çok fazla. Bir şirket nasıl açılır, bir fikir kime nasıl sunulur, yatırımcı nasıl ikna edilir, nasıl başarısız olunur, tanıştığınız yeni insanlar ve dahası. Aslında yukarıdaki saydığımız bütün maddeler içinde güzel bir uygulama sahası bu madde. Kesinlikle bir el atın derim ben.

8- Not Ortalaması Konusu

Gelelim not ortalamasına. Burada ben konuyu ikiye ayırıyorum. Birincisi akademik bir hayata yönelecek olanlar.  İkincisi kendi işini kuracak veya bir şirkette çalışmayı tercih edecek olanlar. Birincisiyle başlayacak olursak evet akademi hayatı için not ortalaması önemli hatta oldukça önemli. Bu yüzden notlarınıza dikkat etmek için sizin için gerçekten de gereklidir. İkinci kısım iş hayatını tercih edecek olursak not ortalaması bazen hiç bir şey olabilir bazen her şey olabilir.       Örneğin ortalaması 3.67 olupta Microsoft Access ilk defa duymuş bir mühendis adayı pek rağbet görmeyebilir.  Ya da çok fazla iş deneyimleri olup, 7 yılda 29 yaşında okulu bitirmek çok da kulağa mantıklı gelmiyor açıkcası.

9- Sosyal Medya Farkındalığı

Sosyal medyayı etkin biçimde kullanın. İnsan kaynakları uzmanları iş görüşmesinden önce kişiyi çoğunlukla "googlıyorlar". Etkin ve insanlara güven veren bir Facebook, Twitter, Pinterest özellikle iş dünyası için Linkedin hesabınız olsun. Linkedin genelde öğrenciler arasında atlanıyor ama gerçektende Linkedin'ı doğru kullanabilmek  önemli. Kişisel markanızı Sosyal Medya'da gösterin.

10- Tespit ve Gözlem Yapabilme

Şimdi yukardaki maddelerin hepsini unutun. Kendi eylem planınızı kendiniz çıkarın. Çünkü her eylem planı kişiye özgüdür. İşe kendinizin eksik ve geliştirilemeye muhtaç yönlerinizi belirlemek ile başlayın. İnanın eksikleri gidermek, onları tespit etmek ve kabullenmekten daha kolay. Hem etfafınızı hem de kendinizi gözlemleyerek sonuca çok daha kolay ulaşabilirsiniz.

http://www.elektrikport.com/universite/bir-muhendis-adayinin-mezun-olmadan-yapmasi-gereken-10-sey/6863?goback=%2Enmp_*1_*1_*1_*1_*1_*1_*1_*1_*1_*1%2Eanb_2508644_*2_*1_*1_*1_*1_*1#ad-image-0

Sunday, March 24, 2013

Şeytanın namazı engelleme metodları

1) Kul namaz kilmak isteyince, ona vesvese veririm. Henüz vakit var, mesgulsün, isini bitir, sonra kilarsin, derim
2) Namazini geciktiremezsem, insan seytanlarindan birini yollarim ve namazini geciktiririm
3) Onu da yapamazsam, o kula namazda musallat olurum. – Saga bak, sola bak, – derim, bakinca da yüzünü oksar, alnindan öperim. Sonra da „namazin bozuldu” diye vesvese verir namazdan cikaririm
4) Saga sola baktiramazsam, yalniz basina namaz kildiginda yanina giderim. Cabuk kilmasini emrederim. Horozun yem yedigi gibi cabukca kildiririm
5) Bunu da yaptiramazsam, cemaâtle namaz kilarken, basina bir gem takarimm vebasini imamdan önce secde ve rükûya götürürüm ve namazini bozarim. Allah ise böylelerini kiyâmette esek basli olarak hasreder, diyor
6) Bunu da yaptiramazsam, namazda parmaklarini cikirdatmasini emrederim. Böylece beni tesbih eder
7) Miskinlere, zavallilara giderim, namazi birakmalarini emrederim. -Namaz size göre degil, siz rizkiniza bakin, isinizde calisin derim
8) Hastalara giderim, hastaya zorluk yoktur, iyi olunca kilarsin derim. Hattâ, hastayi isyân ettirir, küfre bile sokarim

Friday, February 22, 2013

Hediyeleşmek


Sual: Verilen hediyeyi alıp almamanın dindeki yeri nedir?
CEVAP
Hediyeleşmenin önemi büyüktür. Peygamber efendimiz, insanların birbirleriyle ilgilerini kesmemesi ve irtibatlarının kopmaması için hediyeleşmeyi emreder, hediyenin, alanı sağır ve kör ettiğini bildirirdi. Yani hediye sayesinde hediye verenin kötü sözlerini duyamaz, kötü işlerini göremez olur.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Müsafeha edin, müsafeha kini, kırgınlığı giderir. Hediyeleşin, çünkü hediye, sevgiyi artırır, düşmanlığı giderir.) [İbni Asakir]

(Hediyeleşin, çünkü hediye, aradaki muhabbeti artırır.)
 [Beyheki]

(Hediyeleşin, çünkü hediye, dostluğu artırır, kini, düşmanlığı giderir.) [Taberani, Ebu Nuaym]

(Talep etmeden verilen hediyeyi kabul edin!) 
[Hakim]

(İstemeden verileni alın! O, Allahü teâlânın gönderdiği rızktır.)[Beyheki]

(Hediyeyi reddeden, Allahü teâlânın verdiğini reddetmiş olur.)
[Ramuz]

(Davete icabet edin, hediyeyi reddetmeyin!) [Buhari]

(Hediye, Allahü teâlânın gönderdiği güzel bir rızktır. Hediyeyi kabul edin ve karşılığında daha güzelini verin!) 
[H.Tirmizi]

(Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek bir şey bulamaz iseniz, onun için dua edin ki hediye karşılıksız kalmasın!) 
[Nesai]

Şimdi bazı gayrı meşru işler yaptırmak için hediye adı altında rüşvet veriliyor. Hediye verenin böyle bir art niyeti olmadığı biliniyorsa, verilen hediyeyi geri çevirmek uygun değildir.

Hazret-i Âişe validemiz, muhtaç bir kadının hediyesini kabul etmeyince Peygamber efendimiz, (O kadın muhtaç olsa da, hediyesini kabul edip ona daha fazla bir şey vermeliydin) buyurdu. Sahabeden bir zat da, verilen hediyeyi kabul etmeyip, (Ya Resulallah, birinden bir şey alanda hayır yok buyurduğunuz için almadım) deyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(O isteyerek alınan şeylere mahsustur. İstenmeden verileni alınız!) [İ. Malik]

Verilen hediyede bir art niyet yoksa, mutlaka almalı ve karşılığında az çok bir şey vermelidir!
Bir şey veremeyen kimse ise, hediye verene dua etmelidir! (Bunu bana falanca verdi, Allah ondan razı olsun) demelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.)[Tirmizi]

Hediye, muhakkak bir mal vermekle olmaz. Selam vermek ve faydalı bir şey söylemek de hediye olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Mümini sevindireni Allahü teâlâ sevindirir.) [İbni Mübarek]

(Bir arkadaşın hidayetini artırıcı veya onu tehlikeden kurtarıcı bir söz söylemekten daha iyi hediye olmaz.) 
[Ebu Ya’la]

(Hediyenin en iyisi, hikmetli bir sözü öğrenip birine öğretmektir ki, bu da bir yıl ihlaslı ibadet etmekten daha sevaptır.) 
[İbni Asakir]

(Seferden dönerken, çoluk çocuğunuza yararlı bir taş da olsa, hediye getiriniz.) 
[İ. Asakir]

(Kim sadaka verirken, sevabını müslüman ana-babasının ruhuna hediye ederse, verdiği sadakanın sevabı, onların ruhuna gideceği gibi, sevabından hiçbir şey eksilmeden kendine de yazılır.) 
[Taberani]

Bir hadis-i şerifte de, (Arkadaşını seven, sevdiğini ona bildirsin)buyuruldu. (Hakim)
Sevgiyi, hediye ile bildirmek, dili ile bildirmekten daha kolay ve daha önemlidir. Bir arkadaşa, (Seni seviyorum) demek zor olabilir veya yanlış anlaşılabilir. Birisine hediye vermek seni seviyorum demenin bir başka şeklidir.

Thursday, February 7, 2013

Pas nasıl Çözülür



   Evde kullandığımız aletlerimizde, elektronik cihazlarımızda zamanla aşınmalar, paslanmalar olabilmekte. Aşınarak deformasyona uğramış malzemelere belki çok fazla müdahale etme, tekrar işlevsellik kazandırma imkanımız olmayabiliyor fakat oksitlenme sonucu paslanmış ve bu yüzden çalışmaz hale gelen materyaller için ev usulü bir çözüm yolu var.
    Pas oksijenle etkileşime girerek oksitlenme sonucu metal üzerindeki aşınmadır. Bu aşınma sonucu biriken metal kalıntısı zamanla maddede iletim ve işlev kayıplarına neden olmaktadır. Sizde paslanmış bir eşyanızı veya aletinizi eski haline yakın* bir hale getirmek istiyorsanız işlem gayet basit. Piyasadan endüstriyel ürünlere çok rahat ulaşabilirsiniz pas çözücü sprey, solüsyon vs. Fakat eğer dışarı çıkıp satın alıp git gel yaparak zaman kaybedip aynı zamanda hazıra konmuş olmak istemiyor, biraz da yaratıcı düşüncelerden faydalanmak istiyorsanız kendi solüsyonunuzu hazırlayın. Yapılan işlem gayet basit.
   Önce bir miktar(çözmek istediginiz madde miktarına göre) limon tuzunu bir kaba koyun. Ayrı bir kapta kaynattıgınız suyu üzerine yavaşça dökün bir yandan da erimesini kolaylaştırmak için hafifçe karıştırın. Oluşturduğunuz limon tuzu çözeltisi sizin ev yapımı pas sökücü solüsyonunuz olacaktır.

Friday, December 28, 2012

Necip Fazıl Kısakürek ve Hazır Cevapları



Nazım Hikmet ve Necip Fazıl Ramazan ayında arabayla gidiyorlarmış.
Tabi Necip Fazıl oruç ama Nazım Hikmet değil.
Nazım Hikmet Necip Fazıl ile dalga geçmek için yolun kenarındaki zayıf bir ineği işaret ederek Necip Fazıl'a demiş ki:
-'Şunun haline bak,oruç tutmaktan ne hale gelmiş' demiş.
Tabi Necip üstad altta kalırmı hemen cevabı yapıştırmış:
-'Aaa Nazım sen bilmiyormusun hayvanlar oruç tutmaz...'


Necip Fazıl vapurla Karaköy'e geçerken, yanına biri yaklaşıp:"Üstad", diye sormuş
"Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik."
N. Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan:
"Ne diye vapura bindin ki, yüzerek geçsene karşıya" cevabını vermiş.


Üstada bir konferans sırasında bir genç sorar:
-Osmanlı emperyalist değil miydi?Cevap dikkate şayandır:
-Evladım eğer Osmanlı emperyalist olsaydı şu anda bu soruyu fransızca değil türkçe sorardın.


Yine bir gün Üstad'a sormuşlar:
-Üstad özel arabanız yok mu?
Üstad d
üşünmeden cevap verir: 
-Ona en son bineceğiz.


Üstad'ın çalışma odasına giren bir yazar üstadın çalışma odasına göz attıktan sonra:
-Hayrola üstad çalışma odanda hiç kitap yok, siz hiç kitap okumaz mısınız? diye soru sorduğunda, Üstad şu cevabı verir:
-Sen hiç süt içen inek gördün mü?


Bir gün Necip Fazıl bir üniversitede konferansa katılmış...
Çıkıp herzamanki gibi Din ve ALLAH kavramı hakkında konuşmuş...
Konuşması bittikten sonra onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör Necip Fazıl'a 'Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz şimdi ise o sözlerinize çelişen şeyler söylüyorsunuz... Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir... bu ne demek oluyor? '
Necip Fazıl'ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur 'Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar'


Nur Harmanı'nın pırıltılı kalemi Necip Fazıl'ın da içinde bulunduğu uçak Yeşilköy Havaalanından kalktıktan kısa bir zaman sonra arızalanır ve geri döner. Havaalanındakiler merakla "Ne oldu nasıl oldu?" diye sorarlar. mübareğin cevabı hem teslimiyetçi hem de hikmetli:
"Ahirete kabul etmediler geri döndük."


Üstadın müdafaaları basit birer savunma değildir. Hakimleri diliyle ve zekasıyla etkilemek üstad için zor değildi. Sanatsal savunmaların etkisinde kalan hakim değiştirilirmiş. Bir seferinde yine hakim değişmiş ve yeni hakim üstadın savunmasını duyunca "artistlik yapma adam gibi konuş" demiş. Tabi üstadın altta kalması beklenemez.
"Hakim bey biz tutukluyken öyle muamele ediyorlarki bizde adamlık bırakmıyorlar o sebeple karşınıza çıktığımız vakit rol yapmak zorunda kalıyoruz"


Bir gün büyük şair Necip Fazıl Kısakürek'e sahilde rastlayan bir hayranı;
''Üstad, senin bütün mücadelelerin güzel, hizmetlerin eşsiz ama şu . tarafın olmasa diye tenkit eder Bunun üzerine Necip Fazıl tebessüm ederek:
''şu boğaz'dan geçen lüks ve güzel gemiyi görüyor musun? Bak ne kadar lüks ve konforlu değil mi? İşte böylesine lüks geminin tuvaleti de vardır.'' der.



Üstad her zamanki gibi odasında günlük makalelerinden birini yazıyormuş
Yanına bir talebesi gelmiş ve bir rüyasını anlatmaya başlamış;
Üstadım rüyamda bütün otlar Allah'a(c.c) secde ediyordu ama tütün etmiyordu.
Üstad talebesine bakmış ve demişki ;
O zaman getirin o kafiri yakalım

Thursday, December 27, 2012

Akik Taşının Faydaları


Akik Taşı Faydaları

Genel olarak akik taşı güçlü bir iyileştiricidir. Bir çeşit Terapi aracıdır diyebiliriz. Taşın bünyesinde bulunan çeşitli mineraller, farklı hususlarda şifa kaynağıdır. Ancak bedene temas etmesi için güneş enerjisi başta olmak üzere doğadaki enerjinin taştan geçerek bedene ulaşabilmesi gerekmektedir. Akik taşının şu yararları vardır:
  • Taşıyanı tehlikeden korur, uyumsuzluklarına son verir.
  • Uykusuzluğa, korkaklığa, karabasana, nazara ve hatta metobolizmanın düzgün çalışmasına faydası vardır.
  • Gerçeklerin farkına varılmasında yardımcıdır.
  • Güçlü ve erkeksi bir enerjiye sahip olan akik, cinsel organlar ve cinsel güç için faydalıdır.
  • Bedenin gerginlik olan kısımlarına sıcaklık hissi verir ve gerginliği azaltır.
  • Vücuttaki fazla veya olumsuz enerjiyi boşaltır ve böylece sitresi yok eder.
  • Kişiyi sosyalleştir, çevre ve insanlarla uyum sağlamasına yardımcı olur.
  • Korkuların yenilmesinde, cesaretin arttırılmasında yardımcı olur.
  • Akıl ve mantık gücünü geliştirir.
  • Bedeni güçlendirir, lenflerin sirkülasyonunu rahatlatır.
  • Tansiyonu dengeler. Özellikle düşük tansiyonu normal seviyeye getirir.
  • Nazara karşı koruma sağlar. Zira ilk bakış için dikkat çekici özellik taşır.
  • Canlılık veren enerjisiyle, kendinizi sıkıntılı ve kötü hissettiğiniz anlarda olayların iyi yönünü de görmenizi sağlar. İnsanların olumsuzluklarından kolayca etkileniyorsanız akik size iyi gelecektir.
  • Kendisini taşıyan kişilere güç, keyif ve iyimserlik hissi verir. Ceplerinde bu taşı taşıyan çocukları olumsuz duygulardan ve münakaşalardan korur.
  • Dünyevi başarıyı simgeleyen akik, negatif enerjiye karşı koruma sağlar ve tükenmiş olan cesareti canlandırır. İş adamlarının bu taşı, özellikle belin altında (cepte veya yüzük olarak olabilir) taşımaları faydalı olacaktır. Özellikle yüzük olarak kullanıldığında kişinin kendisine güvenini arttırır.

Thursday, December 20, 2012

Özgeçmiş Hazırlama Teknikleri


Özgeçmiş Nasıl Yazılır?

Özgeçmiş (CV) Yazımı

Kariyer Hedefi
  • Başvurduğunuz pozisyona uygun özelliklerinizi anlatabileceğiniz, kendinizi tanıtacağınız ve başvuru amacınızı belirteceğiniz çok kısa bir paragraf yazmalısınız.
Kişisel Bilgiler
  • Adınızı, açık adresinizi, size ulaşılabilecek telefon numaralarını ve e-mail adresinizi özgeçmişinizin başına mutlaka yazmalısınız.
  • Sayfanın ortasına ya da sol üst köşeye yazılmalı.
  • Doğum tarihi, doğum yeri, medeni durum gibi bilgiler yazılmamalı.
  • Uyruğunuzu yurtdışındaki işlere başvuru yaparken yazabilirsiniz.
Eğitim Bilgileri
  • Mezun olduğunuz programları ters kronolojik sıra ile yazın.
  • Okurken aldığınız dereceleri ya da önemli başarıları ve genel not ortalamanızı belirtin.
  • Yeni mezunsanız bu bölüm başta olmalı ama iş deneyimine sahipseniz bu bölümü iş deneyimi bölümünün altına yazabilirsiniz.
İş/Staj Deneyimi
  • Ters kronolojik sıra ile iş ve staj deneyimlerinizi yazın.
  • Çalıştığınız yerdeki pozisyonunuzu belirtin. Her birinin altına sorumluluklarınızı ve genel olarak yaptığınız işleri kısaca listeleyin.
  • Başarılarınızı özellikle vurgulayın.
Beceriler
  • Bildiğiniz yabancı dilleri ve bilgisayar programlarını yazın.
  • Birkaç program ya da yabancı dil biliyorsanız yanlarına hangi seviyede bildiğinizi ekleyebilirsiniz.
  • Bunların dışında başvurduğunuz pozisyon özelinde yazılabilecek becerilerinizi ekleyin.
Beceriler
  • Mesleğinizle ilgili profesyonel kuruluşlara üye iseniz bunları yazmanız sizin için avantaj olacaktır.
  • Bunun dışında katıldığınız aktiviteleri ve ilgi alanlarınızı uygun başlıklar altında özet olarak ekleyebilirsiniz.
  • Fakat bütün ilgi alanlarınızı ya da aktivitelerinizi sıralamak yerine sadece önemli olan ya da başvurduğunuz pozisyonla ilgili olan birkaçını eklemelisiniz.
  • Eğer pozisyon için gerekli ise ek bilgi başlığı altında sürücü belgenizin olduğunu belirtebilirsiniz.
Eğitimler/Sertifikalar
  • Katıldığınız mesleki kurs ve eğitimleri, sertifikalarınızı uygun başlıklar altında belirtin.
Referanslar
  • İki referans yazılabilir.
  • Yeni mezunsanız referanslarınızın biri hocanız, biri de stajyer olarak bağlı çalıştığınız yöneticiniz olabilir.
  • Diğer seçenek ise, "Talep edildiğinde verilecektir." ibaresini eklemektir.
  • Eğer referansınız yoksa bu bölümü eklemeyebilirsiniz.
  • Sizi çok yakından tanımayan kişileri referans olarak göstermeyin ve referans gösterdiğiniz kişilere önceden haber verin.
Etkili CV Yazımı İçin Püf Noktalar
  • A4 kâğıda yazın.
  • Özgeçmişiniz en fazla 2 sayfa olmalı. (Akademik CV daha uzun olabilir.)
  • Uzun paragraflardan kaçının. (CV incelemelerine en fazla 1-3 dakika süre ayrılmaktadır)
  • Birinci ya da üçüncü tekil kişi ağzıyla yazın.
  • Özgeçmişinizi bilgisayarda yazın.
  • Genellikle ‘’Times New Roman’’ veya ‘’Arial’’ gibi kolay okunabilen karakterler kullanın, 11 ya da 12 punto ile yazın.
  • Kelime ve cümlelerin altını çizmeyin. (İnternet adresleri hariç)
  • İmla kurallarına dikkat edin.
  • Anlaşılır bir dil kullanın, size ait olmayan ifadeleri kullanmayın.
  • Özelliklerinizi ve başarılarınızı ön plana çıkarın.
  • Başvurduğunuz pozisyona uygun bir ön yazı hazırlayın. Genel başvuru yapıyorsanız, ön yazınızda hangi alanda çalışmak istediğinizi belirtin.
  • Ters kronolojik sıra takip edin.
  • Gereksiz bilgiler eklemekten kaçının.
  • Fotoğraf (isteniyorsa)
  • Fotoğrafçıda çekilmiş, vesikalık fotoğraf olmalı.
  • Takım elbiseli çekilmiş fotoğraflar eklenmeli.
  • Silik, bulanık, arka planı karışık fotoğraflar eklenmemeli.
CV Türleri

Kronolojik CV
En yaygın kullanılan özgeçmiş türüdür. Ters kronolojik sıra takip edilir. Okuyan açısından takibi kolaydır ama iş yaşamında uzun süreli boşluklar olan kişiler için uygun bir tür değildir. Bu türde bulunabilecek başlıklar aşağıdaki gibidir:
  • Kişisel Bilgiler
  • Kariyer Hedefi/ Profil
  • Eğitim Bilgileri
  • İş/Staj Deneyimi
  • Eğitimler/Seminerler
  • Beceriler
  • Aktiviteler/Üyelikler/İlgi Alanları
  • Referanslar
Performans CV
Kariyerinizdeki gelişimi ortaya çıkarabileceğiniz bir özgeçmiş türüdür. Fakat farklı bir alanda çalışmayı hedefliyorsanız ya da henüz çok fazla başarınız yoksa bu tür sizin için uygun değildir. Aşağıdaki başlıklardan oluşabilir:
  • Kişisel Bilgiler/Profil
  • Önemli Başarılar: Çalışma hayatınızdaki önemli başarıları ön plana çıkarabileceğiniz bir alt başlık olarak ekleyebilirsiniz.
  • İş Deneyimi: Sorumluluklarınızı listeleyin ve önemli başarılarınızı vurgulayın.
  • Eğitimler/Sertifikalar
  • Eğitim Bilgileri
  • Beceriler/İlgi Alanları/Diğer Bilgiler
  • Referanslar
İşlevsel CV
Sahip olunan iş tecrübelerini belli başlıklar altında toplayarak yazılan bu özgeçmiş türünde ilgi tecrübelere ve başarılara çekilmiş olur. Belli bir süre iş yaşamına ara vermiş ya da kariyer yolunu değiştirmek isteyen kişilerin kullanabileceği bir türdür. Aşağıdaki başlıklardan oluşabilir:
  • Kişisel Bilgiler/Profil
  • İş deneyimlerinizi uygun başlıklar altında sınıflandırmalısınız (Örn: İnsan Kaynakları, Pazarlama vb.). Bu başlıklar altında çalıştığınız pozisyonlarda aldığınız sorumlulukları ve elde ettiğiniz başarıları genelleyerek yazabilirsiniz.
  • İş Deneyimi: Ters kronolojik sıra ile çalıştığınız iş yerlerini ve pozisyonları kısaca listeleyin.
  • Eğitimler/Sertifikalar
  • Eğitim Bilgileri
  • Beceriler/İlgi Alanları/Diğer Bilgiler
  • Referanslar
Hedefe Yönelik CV
Kişisel becerilerin, deneyimlerin ve niteliklerin altı çizilir. İşlevsel özgeçmişten farkı, kariyer hedefinin belirlenmiş olduğu durumlarda belirli bir sektörün, belirli bir koluna yönelik başvuru yaparken kullanılmasıdır. Aşağıdaki başlıklardan oluşabilir:
  • Kişisel Bilgiler/Profil
  • Yetkinlikler: Bugüne kadar yaptığınız işlerden derlediğiniz beceri ve yetkinliklerinizin başvurduğunuz pozisyona uygun olanlarını listelemelisiniz.
  • Başarılar: Çalışırken ulaştığınız başarıları kısaca listelemelisiniz.
  • Deneyim: Kısaca hangi tarihler arasında, hangi firmada, hangi pozisyonda çalıştığınızı listelemelisiniz.
  • Eğitim Bilgileri
  • Beceriler/Diğer Bilgiler
  • Referanslar
Alternatif CV
Standart bir formatı yoktur. Yaratıcılık gerektiren alanlara yapılan başvurularda kullanılabilir. (Örn: Reklamcılık, moda tasarım, halkla ilişkiler vb.)
  • Öğrenci/Yeni Mezun CV Başlık Örnekleri
  • Kişisel Bilgiler
  • Kariyer Hedefi
  • Eğitim Bilgileri
  • Staj/İş Deneyimi (varsa)
  • Yabancı Dil Bilgisi
  • Bilgisayar Bilgisi
  • Üyelikler/Aktiviteler/İlgi Alanları

Kaynak:http://kpm.metu.edu.tr/kpm/cv/

Sunday, December 16, 2012

32 FARZ


İMANIN ŞARTLARI
1- Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Allah’ın meleklerine inanmak.
3- Allah’ın kitablarına inanmak.
4- Allah’ın peygamberlerine inanmak.
5- Ahiret gününe inanmak.
6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.
İSLAMIN ŞARTLARI
1- Kelime-i şehadet getirmek.
2- Namaz kılmak.
3- Oruç tutmak.
4- Zekat vermek.
5- Haccetmek.
ABDESTİN FARZLARI
1- Yüzünü yıkamak.
2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.
3- Başının dörtte birini meshetmek.
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.
GUSLÜN FARZLARI
1- Ağzına su vermek.
2- Burnuna su vermek.
3- Bütün bedenini yıkamak.
TEYEMMÜMÜN FARZLARI
1- Niyet.
2- İki darb ve mesh.
NAMAZIN FARZLARI
Dışında olanlar:
1- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setr-i avret
4- İstikbal-i Kıble
5- Vakit
6- Niyet
İçinde olanlar:
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kırâet
4- Rükû
5- Secde
6- Kaide-i ahire.

Saturday, December 15, 2012

DOĞRU NAMAZ NASIL KILINIR ?



Doğru kılınan namazın, her kötülükten koruduğu Kur`an-ı kerimde bildiriliyor. Onun için ilkönce namazı doğru kılmaya çalışın.

Namazın farz, vacib, sünnet ve müstehablarına riayet edin. Mekruhlarından kaçının.

Böyle namaz kılan kimse elini harama uzatamaz.


“Mü’minler muhakkak felah bulmuşlardır. Ki onlar namazlarında huşû içindedirler.” (Mü'minun; 1-2)

Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Namaz vakti girdiğinde abdestini güzelce alıp, huşu ve tadil-i erkan ile namazını kılan hiç kimse yoktur ki namazı –büyük günah işlemediği müddetçe- daha önce işlediği günahlarına keffaret olmasın. Bu hayatı müddetince böyle devam eder.” (Müslim)

Şurası bilinmeli ki, namazın bir takım rükunları, vacipleri ve sünnetleri olduğu gibi bir de ruhu vardır.

Namazın ruhu ise niyet, ihlas, huşu ve kalp huzurudur.


Hasan el-Harraz’a; “Namaza nasıl girelim?” diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

“Allah-u Zülcelal’e kıyamet gününde nasıl yöneleceksen öyle yönel. O’nunla aranda hiçbir tercüman olmadan huzurunda bulunduğunu ve O’nun sana yönelerek nazar ettiğini, kendini de O’na münacatta bulunuyor gibi düşün. En büyük Melik’in huzurunda bulunduğunu bil!”

Görüldüğü gibi, insan namazda iken Allah-u Zülcelal ile münacatta bulunduğunu bilerek kendisini ona göre ayarlamalıdır.

Namaz kılan kişinin riayet edeceği edeplerin en güzeli, kalbinin az veya çok hiçbir dünyevi şeyle meşgul olmamasıdır.

Kişinin namazda kalbini Allah-u Zülcelal’e yöneltmemesi şu duruma benzer:

nasıl bir kimse isteğini görmek için sultanın karşısına çıkarda sultan ona bakarken o sağına soluna bakıp istediğini alamadan geri dönerse, namazda huzurlu olmayan kimse de istediğini almadan geri döner.

Buna göre, kişi namaza durduğu zaman kalbi Allah-u Zülcelal’den gafil olursa bir şey elde edemez. Kalbi Allah-u Zülcelal ile ne kadar huzurlu olur ise, isteğini de o doğrultuda almış olur.

Onun için İbn Abbas (Radıyallahu Anh):

“İki rekat tefekkürlü ve mülahazalı olarak kılınan namaz, gafil kalple kılınan bir gecenin namazından daha hayırlıdır.” demiştir.

Allah-u Zülcelal’in Hz. Musa (Aleyhisselam)’a şöyle hitap ettiği rivayet edilmiştir:

“Ey Musa! Beni zikrettiğin zaman dilini kalbine tak ve vücudun titresin. Benim önümde zelil bir vaziyet al ve benimle korkan bir kalp ve doğru olan bir dil ile konuş.”

Bütün bunlara bakarak elimizden geldiği kadar namazı huzurlu ve huşu’lu kılmalıyız.

İnsan Rabbi ile olan münacatında kalbinin gaflette olmasından haya etmelidir.

Çünkü Allah-u Zülcelal her insanın kalbin-den haberdardır.

Şu yakinen bilinmelidir ki, kılınan namazın sevabı huşu, huzur tevazunun çokluğu kadardır.

Bu sebeple namazımızı sanki Allah-u Zülcelal’i görüyormuş gibi kılmalıyız.

Biz O’nu görmesek bile, O’nun bizi gördüğünü unutmayalım.


Tuesday, December 4, 2012

Tavla Oynamak Günah mı ?

Tavla oynamak günahmıdır ? Mumsema Iki bölümlü tahta üzerinde, atılan zarlara göre pulları hareket ettirilerek oynanan oyun ve bu oyunun oynandığı tahta.
Tavlanın Arapça’daki ismi “Nerd”dir. Tavla çok eski bir oyundur. Arabların bunu Farslılardan aldığı söylenir. Buna delil olarak asıl adının “Nerdeşîr” olduğu gösterilmektedir (Ibn Manzûr, Lisanü’l-Arab, VI, 4392).

Tavlánın haramlığı bizzat Resulullah (s.a.s)’in hadisleriyle sabittir:

1- Müslim, Ebû Davûd ve Ahmed b. Hanbel’in Büreyde b. Hasîb (r.a)’den rivâyet ettikleri bir hadiste Resulullah (s.a.s) Tavla (Nerdeşir) oynayan sanki elini domuz kanına bulaştırmış gibidir” buyurmuştur (Ibn Hanbel, V, 370).

2- Muvatta, Ebû Davûd, Ibn Hanbel, Ibn Mâce, Hakim, Dârakutnî ve Beyhakî’nin Ebû Musa el-Eş’arî (r.a)’den rivâyet ettikleri bir hadiste de, “Kim tavla oynarsa Allah ve Resulune isyan etmiştir” buyurulmuştur (Ebû Davûd, Edeb, 56; Ibn Mâce, Edeb, 43; Muvattâ, Rüya, 6).

Bu hadis-i şerifler ışığında tavlanın haram olduğu anlaşılmaktadır. Tavla kumarın bir çeşididir ve kumarın haramlığında şüphe yoktur. Çünkü Resulullah (s.a.s) “Kim arkadaşına; gel kumar oynayalım dese (de oynamasa, bu sözüne kefaret olmak üzere) sadaka versin.” buyurmuştur (Buharî, Edeb, 74; Müslim, Eyman, 4; Ebû Davûd, Eyman, 3).

Kumar oynamaya sadece çağırmak bile, kefâret olarak sadaka vermeyi gerektiren bir günahtır.
Bütün müdevven fıkıh ekolleri, Hanefi*, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelîler, Imamıyye ve Zeydiyye, ayrıca Zahirîler tavlanın haram olduğunda ittifak halindedirler.

İmam Şevkânî, Ibn Muğaffel ile Ibn Müseyyeb’in tavla oynama, kumara sebep kılınmadığı takdirde, ruhsat verdiklerini nakletmektedir (Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VIII, 107). Ancak yukarıda geçen hadisler tavlanın haram olduğuna kesinlikle delâlet etmektedir. Ister kumar niyetiyle oynansın, ister başka niyetle oynansın. Çünkü “Tavla oynayan Allah ve Resulune asi olmuştur” hadisi sarıh ve sahihtir. Allah ve Resulune asi olana Cehennem’in gerekli olduğu da açıktır. Çünkü Cenab-ı Hak:
Kim Allah’a ve Resulune isyan ederse, içinde ebedi kalmak üzere, ona Cehennem ateşine düşmek vardır” (el-Cin, 72/23) ve “Allah ve Resulunün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından, yahut onlara acı bir azabın uğramasından sakınsınlar” (en-Nûr, 24/63) buyurmaktadır.

Tavla ve benzeri oyunlarda sonuç şansa dayanmaktadır. Bu ise önce mücâdeleye ve çekişmeye, sonra hırslanmaya, sonra da kin, düşmanlık ve fitneye sebep olmaktadır.
Tavla genellikle, az bir miktar ile de olsa, kumar olarak oynanmaktadır. Insanlar ona alışmakta, âdet edinmektedirler. Kazanmak hırsına kapılan insan, bu hırsla rahatça yalan söyleyebilmektedir. Yalan yere yemin ise kendi başına büyük günahlardandır. Oynadıkça hırslanan insan, oynadıkça oynamakta, vaktin nasıl geçtiğini bilmemekte, dünyası âdeta oynadığı oyundan ibaret olmaktadır. Böyle bir insanın gaflete dalacağı tabiidir. Gaflete dalan insan ise haliyle hem Allah’ı anmayı, hem de namazı hatırına getirememektedir.

Tavlayı oynamak haram olduğu gibi, tavla aletinin alış-verişini yapmak da haramdır (Muhammed Vefâ, Bey’u'l-A’yâni’l-Muharrame, 94-96) 

Kaynak: http://www.mumsema.com/ahlak-iyi-ve-kotu-ahlaki-soru-ve-cevaplari/12067-tavla-oynamak-gunahmidir.html

Thursday, November 29, 2012

Kulağa Küpe


İshak Alaton: “ Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin.”
“Varacağı limanı bilmeyen yelkenli için hiçbir rüzgar elverişli değildir.” Siz, hedefinizi, arzu ve isteklerinize göre tarif ve tespit edememişseniz, bütün maddi ve manevi servetiniz işe yaramayabilir.
Her gün yeni bir şey öğrendiğinizi ve bunları her gün daha iyi kullanıp müspet neticeler aldığınızı hissediyor musunuz? O halde iyi bir yolda başladınız, ancak yabancı dil veya genel kültür gibi bazı eksiklerinizi tamamlamanız gerekiyor...

Asım Kibar: “ Başarının zevkini tattığınız zaman işlerin ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.”
Yürürken sadece yola bakmayınız. Sağa, sola da bakınız. Dünyada neler oluyor etrafınıza bakınız. Daima işinizi geliştiriniz. Müşterilerinize kulak verip, problemlerine yardımcı olun. Çalışanlarınızla yakın ilişki kurun. Onların önerilerine değer verin. Rakiplerinizin olması size onlara yetişmek ve onları geçmek yönünde gayret vermeli. Kimseyle çatışmayın, yolunuza devam edin. Gücünüzü, işinizi daha iyi yapmaya sarfedin. Çalışanlarınıza, müşterilerinize güven verin. Herkes güven duyduğu malı alır, güven duyduğu müessesede çalışır, güvenli müessese ile iş yapar. Yeni atılım ve teşebbüslerinizi beynelminel kriterlere göre yapın. Hislerinize mağlup olmayın. Herkes çok başarılı ve zengin olmayı ister. Şartlar uygun oluşturulmazsa netice hüsran olur. İstediğiniz kadar değil, oluşturabildiğiniz kadar başarılı olabilirsiniz. Aylık raporlama ve kontrolleri mutlaka yapınız. Rakamlar yanlış söylemez. Nakit akımını iyi ayarlayınız. Dünyada her yıl kurulan 100 şirketten % 80’i nakit akışını düzenleyemediği için iflas eder. İşletmeler beynelminel rasyolara uygun çalışmalı. Krizler bu rasyoları bozabilir. Ama en kısa zamanda bu rasyolar düzeltilmelidir. Son önerilerim; dürüst olun, çok çalışın, gelişin, başarının zevkini tattığınız zaman işlerin ne kadar kolay olduğunu göreceksiniz.

Rahmi Koç: “ Bir günden bir güne zengin olunmaz.”
Gençlerin en önce girişimci olarak mı yoksa profesyonel olarak mı çalışacaklarına karar vermeleri lazımdır. Girişimci olduğunuz zaman küçük havuzda büyük kurbağa olursunuz. Mesuliyet sırtınızdadır. Uykusuz geceler geçirebilirsiniz. Profesyonel olduğunuz zaman da büyük havuzda küçük kurbağa olursunuz. Geceleri nispeten daha rahat uyursunuz. Çünkü işin sahibi değilsinizdir. Bu kararı verdikten sonra hedefler seçeceksiniz.
Mutlaka aile kurulmalı. Evlat yetiştirilmeli. Mutlaka insanın dinine bağlı olması, büyüklerine hürmet etmesi ve anenelerini unutmaması lazımdır.
Varlık elde ettikten sonra insanın bu varlığını memleketine geri vermesi lazım. Sosyal ihtiyaçları karşılamak, kültür, eğitim ve sağlık alanlarında bu kazandığınız parayı geri vermek gerekir. Zenginliği sokaktaki adama sempatik hale getirmek lazım. Zengini düşman gibi göstermemek gerekiyor. Dostum rahmetli Sakıp Sabancı bunu çok iyi yapardı.

Hüsnü Özyeğin: “ Başarılı olmak için neler bildiğinizi değil neleri bilmediğinizi bilmek önemlidir.”
İş hayatında başarılı olmak için çok çalışmak, iyi bir lider olarak takımınızı motive edebilmek, neler bildiğinizi değil neleri bilmediğinizi bilmek, insanlardan enerji almak yerine insanlara enerji vermek, kendinizi sürekli yenilemek ve her kademede yönetici ve memurun gerektiği zaman görüşünü almak ve çalışanınızı, müşterinizi, tüm ilişkide olduğunuz insanları sevmek çok önemlidir.

Sakıp Sabancı: “Yerimizi alabilecek insan yetiştirmeliyiz.” Hayatta tesadüf, fırsat, şans ancak onlardan yararlanmaya hazır olanların işine yarayabilir. Dikkatli, hevesli, çalışkan, sabırlı ve en önemlisi hedefi olan insan tesadüfleri değerlendirebilir, fırsatları yakalar ve şansı kaçırmaz.
Dolayısıyla ister iş adamı, ister politikacı, isterse akademisyen olalım hepimizin en önemli görevi bizim yerimizi alabilecek, kalkınma ve gelişme bayrağını ileri ve yeni ufuklara taşıyacak “insan” yetiştirmektir.

Saffet Ulusoy: İş hayatımda yükselirken önem verdiğim şey geçmişi unutmamak, alçak gönüllü olmak, insanlara daha çok önem vermektir. İş hayatımda bu noktaya gelene kadar çok çalıştım ve çalıştığım insanlarla hep yakın dirsek temasında oldum. Onlardan en yüksek verimi almak için işime erkenden gelerek onlara örnek olmaya çalıştım. Akşam iş bitiminden sonra bugün neler yaptım, noksan bir işimin kalıp kalmadığının kontrolünü yaparım. Ertesi gün yapacağım işleri aklımdan geçiririm. Tutamayacağım iş sözlerini asla vermem, verdiğim sözlerin de hep arkasında olurum.
Gençlere vereceğim en önemli nasihat: çok çalışmaları, zengin olana kadar kendinden zenginlerin yaşantısına özenmeyip dünya nimetlerinin bir kısmından vazgeçip kazançlarını doğru kullanmayı bilmeleridir. Büyüklerine saygılı olup, onların geçmişte yaşadıkları tecrübelerden en iyi şekilde istifade etmeyi bilmelidirler.

Ahmet N. Zorlu: “ Basamakları göremeyenlerin yükselmeleri mümkün değildir.” Daha öncede altını çizdiğim bir gerçek var. “Ne yaparım da patron olurum?” diye yola çıkılmamalı. Başarının temel taşı çalışmak ve bir alanda uzman olmak. Beni buralara getiren öğrenme hevesim ve çalışma azmim olmuştur. Benim için hedef zengin olmak değil, başarılı olmaktı hep. İkisi birbirinden çok farklı şeyler, dikkat etmeliyiz. Yapacağın kadar iş alıp o alanda zaman içinde en iyisi olmayı hedeflemek gerek. Basamakları göremeyenlerin yükselmeleri mümkün değil, hızlı çıkanların ise düşmeleri kaçınılmaz

Kızılderili Atasözü: Küçük derede büyük balık olmaz.